Temel'in karnesindeki zayıfları gören annesi sinirli sinirli Temel'e bağırır:
-Ha bu nedur? Geçen yıl sinif birincisudun, bu yıl sonuncu olmişsun!
Temel gayet sakin cevaplar:
-Anacuğum geçen yıl sen çok sevinmiştun bırak bu yıl da başka analar sevinsun da!
Öğretmeni Temel'e sordu:
-Söyle bakalım Temel... Amerika'da saatler Avrupa'ya göre neden 5 saat geridir?
Temel cevabı bilmese de yine hazır cevaplılığını konuşturur:
-Amerika daha geç keşfedildi da ondan öğretmenum :)
Annesi yeni uyanan Temel'i her zamanki gibi uyardı.
-Günaydın uşağum, sofraya oturmadan önce yüzünü yıkıyacasun.
Temel boş boş annesinin yüzüne baktı...
-Ne oldi niye bakaysun?
-Anacuğum biraz önce rüyada suya düştum. Yüzümi yıkamasam olmaz mi?
Misafir, küçük kıza sordu:
-Büyüyüp, annen kadar olunca ne yapacaksın bakalım?
-Rejim yapacağım teyze. :)
Misafirlere Temel'in akıllandığını kanıtlamak isteyen babası:
-Uşağum Temel, hadi emicelerine büyük bi laf et da, senin ne kadar büyuduğuni görsunlar.
Küçük Temel tek kelimeyle cevap vermiş:
-Fil.
Temel sınavdan çıkan oğluna sordu:
-Uşağum nasi geçti, sorular zor miydi?
Oğlu omzunu silkti ve şahane cevabı verdi:
-Yok babacuğum, sorular kolaydi ama cevaplari çok zor idi.
İki arkadaş hayvanlar hakkında konuşuyorlardı:
Biri diğerine sordu:
-Sırtında kamburu olan hayvana ne denir?
-Bunu herkes bilir deve tabi ki.
-Tamam peki ya iki kamburu olana ne denir?
Arkadaşı bilmiş bir edayla cevaplar:
-Hecin devesi...
Arkadaşı şaşırır ve soruyu biraz daha zorlaştırır.
-Pekii bunu bil o zaman, üç kamburu olana?
-Ona da kamburu çıkmış hecin devesi derler. :)
Üniversiteye giriş sınavından çıkan gence babası sordu:
-Oğlum nasıl geçti sınavın?
Genç delikanlı, hafif sitemkar bir cevap verir:
-Çok iyiydi baba, o kadar iyi geçti ki genel istek üzerine seneye bir daha gireceğim.
Adamın biri ölmüş, yıkamaya getirmişler. Hoca kapıyı kapatmış, herkes beklemeye başlamış. Aradan 15 dakika geçmiş ses yok, yarım saat geçmiş ses yok, 1 saat geçmiş ses yok. İki saat sonra hoca kapıdan çıkmış. Merakla sormuşlar:
-Hocam ne oldu, iş neden bu kadar uzadı?
-Ne olacak adam öbür tarafa gitmemeye ısrar etti. Ondan bu kadar uzadı.
Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler. O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle iyice sıyırıvermişler. Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girmiş.
Mollalar Hoca'yı memnun etmek için:
-Aman ne güzel çocuk... Adı ne bunun? diye sormuşlar.
-Adı Farzdır, demiş.
Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
-Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.
Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
-Yahu, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin?
Yavru kutup ayısı babasının yanına gelip sormuş
"Baba ben gerçekten kutup ayısı mıyım?"
"Elbette yavrum nereden çıkardın bunu?"
"Allah Allah?!.." deyip gitmiş yavru ayı.
Bu sefer annesinin yanına gitmiş ve sormuş,
"Anne ben gerçekten kutup ayısı mıyım?"
"Tabii evladım kutup ayısısın."
Yine "Allah Allah?!.." deyip, yeniden babasının yanına gitmiş yavru ayı.
Bir daha sormuş "Yaa baba Allah aşkına doğru söyle bak beni evlatlık falan almadınız degil mi? Yani ben sizin öz oğlunuzum."
Baba dayanamamış artık "Oğlum dedim ya sana bizim oğlumuzsun diye, hem sen neden ikide bir soruyorsun ki bunu?"
Yavru ayı: "Yav donuyorum baba, donuyorum..."
Adam doktorun karşısına oturdu.- Durum çok vahim doktor bey, bir dakika önce olan her şeyi unutuveriyorum.- Peki niçin hatırlamaya çalışmıyorsun?- Neyi?
İki kişi karşılıklı sohbet ederlerken birisi dert yanmış:
-Ah, ahh halimiz ne olacak bilmem, bu çağda erkeklerle kadınları ayırt etmek mümkün olmuyor!
Bu sırada yanlarından bir şahıs geçmiş; şikayet eden yanlarından geçen şahsı işaret ederek:
-Bak şu gence! Saçları uzun olmasa erkek sanırdım vallahi, demiş.
Karşıdakinin kırılganlığı yüzünden okunur bir şekilde:
-Yahu o benim oğlum! diyerek sitem etmiş .
Aaa, kusura bakmayın çok özür dilerim, sizin onun babası olduğunuzu bilmiyordum! diyerek mahcubiyetini dile getirmiş.
Karşısındaki iyice sinirlenerek:
-Vallahi hakaretin böylesini beklemezdim! Ben onun annesiyim ya!
Adamın biri yolda gidiyormuş ensesine şöyle okkalı cinsinden bir tokat yemiş, arkasına dönüp bakmış iri yarı bir adam.
-Ne oldu ya? Neden bana vurdunuz? demiş.
Adam da:
-Seni bir arkadaşıma benzettim pardon kardeşim, demiş.
-Ama bu kadarda sert vurulmaz ki canım, demiş.
Adam da:
-Sanane be adam arkadaşıma istediğim gibi vururum, demiş.
İki adam ışıklarda karşılaşmış. Birisi çok şişman diğeri de çok zayıfmış. Şişman adam zayıfa dönerek:
-Seni görende kıtlık var sanır, demiş.
Zayıf adam da:
-Seni gören de kıtlığın sebebini anlar, demiş.
Meydanlarda atıp tutan politikacılarımızdan biri hacca gitmiş. Hac vazifesini yerine getirirken sıra gelmiş şeytan taşlamaya... Eline almış taşları, iç huzuru ile başlamış Allah ne verdiyse şeytan taşlamaya .
Ama o da ne? Taşın düştüğü yerden bir feryat, bir yakınma yükseliyor ki sormayın gitsin...
Şeytan hem ağlıyor hem de bir şeyler söylüyor.
Bizim politikacı merak etmiş, kulak kabartmış.
Şeytan:
- Olur mu böyle olur mu, diyormuş, kardeş kardeşi vurur mu?
Oflu Hocaya sormuşlar:
- Hz.Nuh'un gemisine zeytin dalını getiren güvercin dişi miydi, erkek miydi?
Hoca hemen cevaplamış:
- Kesun erkek idi, dişi olsaydi ağzuni uzun zaman kapali tutamazdi ki.
Doktor hastalarından birini aramış. Telefonda aralarında şöyle bir diyalog geçmiş :
–Sana bir kötü bir de çok kötü haberim var. Önce hangisini söylememi istersin demiş.
– İlk önce kötü haberi söyleyin..
– Tahlilleriniz sonucunda maalesef sadece yirmi dört saat ömrünüz kaldı...
– Bu kötü haberse bundan daha kötü ne olabilir ki?!
– Dünden beri size ulaşmaya çalışıyorum, telefonunuz kapalıydı.
Kayserili bir genç yeni işe başlamış. 1 aylık çalışma sürecinin sonunda ilk maaşını almak için bankamatiğe gittiğinde anlaştıkları maaşın 300 TL üzerinde bir ücret yatırıldığını görmüş. Hiç sesini çıkartmadan, sevinerek maaşı çekmiş. Aradan bir ay daha geçmiş. Tekrar maaşını çekmeye gitmiş, bakmış bu seferde 150 TL eksik yatmış.
Hemen muhasebeye gidip itiraz etmiş.
“Neden maaşım eksik yattı” diye.
Bunun üzerine muhasebeci “Neden geçen ay 300 TL fazla para yatırdığımızda itiraz etmediniz de, şimdi eksik yatınca itiraz ediyorsunuz” demiş.
Adam sakince cevap vermiş:
“Prensibimdir ilk hatayı her zaman affederim” :)
Temel'le Dursun konuşuyorlardı. Dursun Temel'in başındaki şişliği görünce merak edip sordu:
-Temel o başindaki şişluk nedu?
-Fadime kafama domates atti...
-Uyy domates kafa mi şişirur ula?
-Konservesi şişiriyi uşağum.
Çocuk, büyük bir merakla babasına sordu:
-Babacığım, elinde yanan bir meşale olduğunda vahşi hayvanlar dokunamıyorlarmış öyle mi?
Babası biraz düşündükten sonra:
-Evet oğlum... Şöyle söyleyeyim, elinde meşaleyle vahşi hayvandan daha hızlı koşabiliyorsan, doğrudur.
Uykuyu çok seven Uğur'un sabah kalkıp okula gitmesi hep olay oluyordu. Onu uyandırmak için defalarca seslenmek zorunda kalan abisi, o gün yine:
-Hadi Uğur okula geç kalacaksın, kalk artık uyuyor numarası yapma! deyince, içeriden Uğur'un sesi geldi:
-Uyuyor numarası yapmıyorum abicim gerçekten uyuyorum.
Babası küçük Temel'e sorar:
-Sınıfta kaçincusun bakalum?
-Yirmincuyum baba.
-Geçen on beşinci diyudun?
-Sınıfa beş yeni oğrenci geldi baba.
Babası, okula yeni başlayan Onur'a sordu:
-Nasıl oğlum, okulunu beğendin mi?
Onur cevapladı:
-Evet baba her şey güzel. Arkadaşlar, oyunlar hepsi iyi ama kürsüde duran bizden büyük bir adam var, her şeyimize karışıyor. Rahatımızı bozuyor.
Kayserili iki arkadaş aralarında konuşurken, biri diğerine karısından dert yandı:
-Yahu bizim hanım çok müsrif. Para yetişmiyor. İnanmazsın pazartesi 100 lira istedi. Salı 200 lira, çarşamba 400, dün de 700 lira...
-Acıdım sana vallahi, nereye harcıyormuş bu parayı?
-Ne bileyim ben, verdiğim yok ki...
İki cimri Kayserili aralarında konuşuyorlardı:
-Dün bi sirke gittim. Çok korkunç bişey oldu. Aslan bakıcısını parçalayıp öldürdü.
-Peki, sizden bunun için ayrıca para aldılar mı?
-Hayır, almadılar.
-Eeee, neresi korkunç ki bunun?
Akıl hastanesine ziyarete giden adam bahçede güzel havanın tadını çıkaran birine:
- Saatiniz kaç? diye sordu.
Adam hemen içeri gidip, kağıt, pergel, gönye, kalem ve cetvel getirdi. Büyük bir titizlik ile gölgeyi ölçüp biçip hesaplar yaptıktan sonra:
- Saat tam dördü beş geçiyor, dedi.
Ziyaretçi:
- Muazzam! Sizi tebrik ederim ama güneşsiz bir havada gölgeyi ölçemezsiniz, o zaman ne yaparsınız?
- O zaman da saatime bakarım, dedi.
Kayserili hasta doktora sorar:
-Doktor bey, ameliyatım çok masraflı olacak mı?
Doktor gayet ciddi bir tavırla cevap verir:
-Siz bu meseleye kafayı takmayın, bırakın onu mirasçılarınız düşünsün.
Karadenizli doktor, hastasına bağırır:
-Ula saa dört aydır sarılık tedavisi yapayrum da sen neden Çinli olduğunu demeysun?
Temel Dursun'u hasta görünce neyin var diye sordu.
Dursun nezle olduğunu söyleyince Temel:
-Geçenlerda benum kuşum da nezle oldi.
-Kuş nasi nezle oluyi da?
-Kafesun kapisini açik unutmişum da...
Meşhur Kayserili doktor, ilk defa gelen hastasına:
-Muayene ücretimin iki yüz lira olduğunu biliyorsunuz herhalde, dedi. Ayrıca ancak iki sorunuza cevap verebilirim.
-Aman doktor bey, iki soru için iki yüz lira fazla değil mi?
-Hayır, şimdi gelelim ikinci sorunuza..
Durmadan afacanlık yapan oğlunu yanına çağıran babası:
-Oğlum biraz akıllı olsana. Sen şımardıkça benim saçlarım aklaşıyor. Bari bana acı da uslu dur, demiş.
Çocuk bilgiç bilgiç:
-Babacığım, demek ki siz dedeme hiç acımamışsınız, baksana saçları bembeyaz..
Nine, senin gözlüklerin herşeyi büyütüyormuş doğru mu bu?
-Evet, evladım.
-Ne olursun nineciğim, tabağıma tatlı koyarken gözlüklerini çıkarıver..
Temel ölüm döşeğindeymiş Fadimeye demiş ki:
- Kız Fadime ben yahudi oldim.
Fadime:
- Sen kafayu mu yedun tam ölürken din değiştirmek de nereden çıkti daa.
Temel de:
- Fadime hiç kafan çalişmayi, dünyadan bir Müslüman eksileceğune bir yahudi eksilsun!
Zengin ve nazlı bir kadın, ünlü bir ressama giderek resmini yaptırmak istemiş. Şartlarını da şöyle sıralamış:
-Hem bana benzesin hemde çok güzel olsun...
Ressam kadını baştan aşağı iyice süzdükten sonra şöyle demiş:
-Hanımefendi, ikisinden birini seçmek zorundasınız.
Aslan, kurda seslendi:
-Hey kurt! Gel sohbet edelim.
-Olmaz. Beni yersin sonra.
-Yemem. Bak inanmazsan pençelerimi, ağzımı bağlayayım.
Aslan, pençelerini, ağzını bağlayınca kurt heyecanla yaklaştı.
-İyi ama dedi, aslan... Neden bu kadar heyecanlanıyorsun ki?
Kurt cevap verdi:
-Neden olacak? İlk defa bir aslan yiyeceğim de...
-Beyim, merhamet edin, birkaç kuruş sadaka verin...
-Yok.
-Allah rızası için...
-Yok dedik ya!
-On kuruş da olsa yok mu?
-Beş para bile yok!
-Öyleyse sıkış şuraya da beraber dilenelim!
Temel, yazılı kağıtlarını o kadar küçük yazıyordu ki okumak mümkün olmuyordu.
Bir gün öğretmen iyice merak edip sordu:
-Oğlum neden yazıları hem küçük hemde sık yazıyorsun?
-Yanlişlarum görünmesun diye öğretmenum.
Satıcı papağanın özelliklerini saymakla bitiremiyordu.
-Bu papağanın ayağındaki yeşil ipi çekersen Fransızca, sarı ipi çekersen İngilizce konuşur.
Çok şaşıran müşterilerden biri sordu:
-Peki ya ikisini çekersek?
Papağan adamın sözünü keserek atıldı:
-Aptal! O zaman da düşerim.
Polis iki uyuşturucu kullanan serseriyi parkta suçüstü yakalayıp, karakola götürdü. Hemen sorguya başladı:
-Adresin ne? Nerede oturuyorsun?
-Nerede olacak, parkta, inşaatta, neresi denk gelirse...
Sıra diğerine geldi:
-Sen nerede oturuyorsun?
-Kapı komşusuyum.
Adam:
-Bizim büyük oğlanın maşallahı var, dedi.
Yazdıklarını binlerce kişi okuyor.
Diğeri merak etti:
-Ne işle meşgul sizin çocuk?
-Tabelacı...
Benzin istasyonunda asılı kocaman bir levhada, büyük harflerle şunlar yazılıydı:
"Benzini, litresi 35 liradan almak için son şansınız bu benzin istasyonudur. Bu fırsat kaçmaz!"
Levhayı okuyan bir adam, depoyu istasyonda doldurduktan sonra benzinciye sordu:
-Bundan sonra ki istasyonlarda benzinin litresi kaça?
-20 lira efendim...
Öğretmen Ali'ye sordu,
- Oğlum dünyanın şekli nasıldır? Daire mi? Elips mi?
- Valla o kadarını bilmiyorum ama babam dünyanın karmakarışık olduğunu söylemişti hocam...
Temel'e içinde "bukalemun" kelimesi geçen bir cümle kur demişler.
Temel'de "Ha bu kalemun burda ne işi vardur." demiş. :)
İki kişi karşılıklı sohbet ederlerken birisi dert yanmış:
-Ah, ahh halimiz ne olacak bilmem, bu çağda erkeklerle kadınları ayırt etmek mümkün olmuyor!
Bu sırada yanlarından bir şahıs geçmiş; şikayet eden yanlarından geçen şahsı işaret ederek:
-Bak şu gence! Saçları uzun olmasa erkek sanırdım vallahi, demiş.
Karşıdakinin kırılganlığı yüzünden okunur bir şekilde:
-Yahu o benim oğlum! diyerek sitem etmiş .
Aaa, kusura bakmayın çok özür dilerim, sizin onun babası olduğunuzu bilmiyordum! diyerek mahcubiyetini dile getirmiş.
Karşısındaki iyice sinirlenerek:
-Vallahi hakaretin böylesini beklemezdim! Ben onun annesiyim ya!
Aslan ile ayı, suyun kenarında "Önce ben içeceğim, önce ben içeceğim" diye kavgaya tutuşurlar. Tartışma iyice alevlenir. Tam bu sırada akbabaların sesleri duyulur.
Durumu derhal kavrayan aslan ve ayı bir süre birbirlerine bakarlar. Ardından da "Derenin suyu ikimize de yeter." diyerek sudan birlikte içerler.
Bir okulda kimyadan geçme notu yüzde elliydi. Bir çocuk bu notu tutturmak için şaşmaz bir siste bulduğunu iddia ediyordu. Sınavda, her sorunun cevabını işaretlemeden önce elindeki parayı havaya fırlatıyor ve yakaladıktan sonra cevabı hiç tereddütsüz işaretliyordu.
Ertesi günü kendinden emin bir şekilde profesöre giderek, notunu öğrenmek istediğini söyledi. Profesör çocuğa baktı ve "Ha sen misin" dedi.
Sonra cebinden para çıkarıp havaya fırlattı ve "Kaldın!" dedi.
Adama sormuşlar:
-Karından korkuyor musun?
-Ne korkucam yahu, çamaşırları yıkamışım, ütümü yapmışım, yemeği pişirmişim, bulaşığı yıkamışım, camları silmişim, tozu almışım, çocuğun altını bezlemişim... İşini yapmayan korksun.
Bir nikahta imzalar atıldıktan sonra herkes gelin ve damadı tebrik için ayağa kalkar. İş bu ya tam da bu sırada elektrikler kesilir...
Herkes "aaa" diye tepki verirken damadın annesi düşüncelerini hayli sesli bir şekilde dile getirir:
-Daha ilk dakikada oğlumun hayatı karardı :)
İki Trakyalı bulmaca çözüyormuş. Birisi sormuş:
-Dört arfli bir hayvan ne?
-Orozdur be ya.
-Dur yazmayalım indi de olabilir :)